İyi beslenen çocuk okulda daha başarılı oluyor..

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğba Baldede, düzenli beslenen çocukların okulda daha başarılı olduğunu söyledi.
Konya Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğba Baldede, okul çağındaki çocukların beslenme alışkanlıkları konusunda velilere büyük pay düştüğünü söyledi. Çocukların okulların açıldığı dönemde yetişkinlikteki beslenme alışkanlıklarının temelini attıklarını belirterek, iyi beslenmenin çocuklara okul başarısı konusunda da faydalı olacağını dile getirdi. Baldede, “Okul çağında çocukların beslenme alışkanlıkları yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor. O yüzden önemli bir dönem. Sorumluluklar artıyor ve çocuklar artık sosyal ortamlarda yemek yemeye başlıyorlar ve en önemlisi de yetişkinlikteki beslenme alışkanlıklarının temellerini atmış oluyorlar. O yüzden biz bu dönemi ayriyeten çok önemsiyoruz. Çocuklar için büyüme çağı 1012 yaş aralıkları. Kızlarda bu 1014, erkeklerde 1216 olarak değişiyor. O yüzden bu çağı verimli olarak geçirmeye çalışıyoruz. İyi beslenmedeki amacımız büyüme ve gelişmeyi doğru bir şekilde sağlamak. Onun dışında yeterli besin ögelerini, çeşitli besinlerden tükettirerek almalarını sağlamak ve okulda başarısını arttırmak oluyor. O yüzden çocuklarımızda beslenmenin önemi çok çok daha fazla” diye konuştu.

“En önemli öğün kahvaltı”
Bu dönemde çocuklar için en önemli öğünün kahvaltı olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğba Baldede, çocukların abur cubur tarzı gıdaları tüketmemeleri gerektiğinin altını çizdi. Kahvaltı alışkanlığının çocuklara kazandırılması için en büyük payın velilere düştüğünü ifade eden Baldede, “Okul çağında beslenmede en önemli öğün kahvaltı oluyor. Kahvaltı öğününün yerleşmesinde de velilere büyük pay düşüyor. O yüzden velilerin bu dönemde kahvaltılara ayriyeten çok dikkat etmeleri, kendilerinin de yapmaları çok önemli. Kahvaltı yapmadıklarında çocuklarımız okula gittiklerinde ister istemez abur cubur tarzı kantinlerinde buldukları hızlı tüketebilecekleri şeylerle besleniyorlar ya da uzun süre aç kalıyorlar. Birçok çocuk danışanım da istememe, mide bulantısı, ‘canım istemiyor’ gibi bahaneler geliyor. Ancak bu tamamen alışkanlıktan ibaret. Yavaş yavaş alıştırdıktan sonra kendileri isteyeceklerdir. O yüzden onlara bu konuda yardımcı olmaları, zorlamadan ikna etmeleri, mantıklı bir şekilde konuştukları zaman zaten çocuklar anlayacaklardır. Kahvaltı öğününün de verimli olması gerekiyor. Tabağımızda birçok renkten ve birçok gruptan besin bulunması gerekiyor. Kahvaltıda alternatif olarak yanlarında da götürebilirler. Örneğin, bir sebzeli tost, bir peynirli sandviç onlar için kolay olacaktır. Yanında ona eşlik edecek bir meyve suyu, ayran da yine iyi bir öğün olarak sayılabilir. Ancak meyve suyunda önemli olan herhangi bir meyve suyu değil yüzde 100 meyve suyu olmalarına dikkat edin yoksa onun da herhangi bir abur cuburdan farkı kalmayabiliyor” şeklinde konuştu.

Mevsim geçişlerinde gribal enfeksiyona dikkat!

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Mehmet Şentürk, mevsim geçişlerinde gribal enfeksiyona dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Konya Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Şentürk, halk arasında soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonların birbiri arasında çok karıştırılan iki hastalık olduğunu söyledi. Op. Dr. Şentürk, “Gribal enfeksiyonlar genel olarak influenza virüsü denen tehlikeli bir virüs tarafından oluşturulan 39 derecenin üzerinde ateş, halsizlik, vücut kırgınlığı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, kas ağrılarıyla giden bir hastalık. Bu hastalıkta etken virüslerdir. Virüsler daha çok mevsim geçişleri yazdan sonbahara, sonbahardan kışa doğru geçişlerde ve daha çok kış mevsiminde görülen ciddi yan etkileri de olabilen influenza virüs etkenli bir durumdur” dedi.
Op. Dr. Şentürk, “Gribal enfeksiyonların yayılışlarına, sebeplerine bakacak olursak tabii ki bu virüsü kapan kişilerden daha çok damlacık enfeksiyonu, öksürük gibi, tükürük gibi dokularından gelen virüslerin başka kişilere bulaştırılması neticesinde oluşur. Dolayısıyla gribal enfeksiyonlardan korunmada kendimiz hastalandığımız kadar başkalarını da hastalandırmama noktasında dikkat etmemiz gereken şeyler vardır. Bunlar nelerdir? Kişisel olarak hapşıracağımız zaman örneğin sağ dirseğimizin içini burnumuza ağzımıza doğru tutarak başka insanlara yayılmasını engelleyebiliriz. Bu hem kendi ailemiz hem de çevrede çalıştığımız insanların sağlığı bakımından çok önemlidir. Diğer taraftan mevsim sebzeleri ve meyveleri vardır. Bunlar C vitamini, nane, ıhlamur, zencefil, ada çayı gibi gribal enfeksiyonun, boğaz ağrısının, öksürüğün daha rahat atlatılmasını sağlayan sebze ve meyvelerdir. Bunun yanında bal ve okaliptüs çayını da eklemekte fayda vardır. Bunlar hem boğazın yumuşatılmasında hem de öksürüğün giderilmesinde etkilidir” şeklinde konuştu.

“Gribal enfeksiyonlardan korunmada en önemli etkenlerden biri grip aşılarıdır”
Gribal enfeksiyonlardan korunmada en önemli etkenlerden birinin grip aşıları olduğunu söyleyen Op. Dr. Şentürk, “Grip aşılarını özellikle yaptırması gereken gruplar vardır. Küçük çocuklar, yaşlılar, gebeler, akciğer, kalp, karaciğer, böbrek hastalıkları olan kronik hastaların da grip aşısını en iyi olan en çok tavsiye ettiğimiz Ekim ayı sonuna doğru yaptırmalarında fayda vardır. 4 yaşından küçük çocukların ilk dozunu yaptıracaklarsa ilk dozdan bir ay sonra bir doz daha yaptırmalarında fayda vardır. Grip aşısı bütün kış boyunca yaza kadar gribi önler diye bir kaide yoktur. Çünkü grip aşıları geçen yılki tespit edilebilen virüslere karşı oluşturulmuş bir aşıdır. Dolayısıyla yeni bu yıl gelecek virüse karşı bir korunaklığı yoktur. Fakat yine de benzer DNA örnekleri taşıdığı göz önüne alınarak şu ana kadar tespit edilebilmiş en iyi gripten korunma yöntemidir. Dolayısıyla imkanı olan tüm vatandaşlarımıza grip aşısını yaptırmasını önermekteyiz” dedi.
Gribal enfeksiyonlar kontrol altına alınamadığı durumlarda zatürre, bronşit gibi kronik hastalığı olan hastalarda hastaneye yatış ve yoğun bakım gerektiren durumlarla karşılaşılacağını söyleyen Op. Dr. Şentürk, “Hatta geçmiş yüzyıllarda belki milyonlarca insanın ölümüne sebep olduğu gibi dikkat edilmediğinde tespit edilen hastalarda ölüme dahi yol açabilir. Soğuk algınlığı ise daha rahat geçirilebilen burun tıkanıklığı hapşırık, geniz akıntısı, hafif baş ağrısı, boğaz ağrısıyla giden kas krampları, çok yüksek ateş, ishal, karın ağrısına sebep olmayan hafif düzeyde geçirilen bir mevsim geçişi hastalığı. Her iki durumda soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlarda antibiyotik önermemekteyiz” şeklinde konuştu.

Meme kanserinde erken tanı ve tedaviye önem vermeliyiz

Dahiliye Uzmanı Doktor Beyhan Baltacı, meme kanserine karşı uyarılarda bulunarak, hastalıkta erken teşhis ve tedavinin önemli olduğunu söyledi.

Memede ya da koltuk altında ele gelen kütle, meme ucunun içe çekilmesi, kanlı yada kansız akıntı gelmesi, meme derisinde ödem, şişme, kızarıklığın meme kanseri belirtisi olduğunu kaydeden Konya Hospital Dahiliye Uzmanı Doktor Beyhan Baltacı, ailede ne kadar fazla kişide kanser varsa riskin artacağını kaydetti. Baltacı, “Meme kanserleri yüzde 5-10 genetiktir. Meme dokusunun sert olması, 11 yaşından önce adet görme, 55 yaşından sonra menapoz, çocuk doğurmamış, emzirmemiş, alkol sigara kullananlar, şişmanlık, yağlı beslenme riski artırıyor. Beyaz tenlilerde esmerlere göre risk yüzde 20 daha fazla. 35 yaşın altında meme kanseri olanlarda gidişat daha hızlı ve kötü olabiliyor. Tümör tespit edildiğinde büyük ve koltuk altına ve başka yerlere yayılmışsa bu da riski artıran bir durumdur” dedi.

“BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİ GÜÇLENDİRMELİYİZ”

Doktor Baltacı son yıllarda kanser tedavilerinde önemli ilerlemeler ve yenilikler olduğuna değinerek, erken teşhisle mükemmel sonuçlar alındığını vurguladı. Baltacı, “Erken tanıyarak meme alınmadan tedaviler yapılabilmektedir. Meme alınsa da plastik cerrahi ile konuşularak yeni memeler yapılabilmektedir. Hastalıktan korunmak için beslenmemize dikkat etmeliyiz. Taze sebze ve meyve tüketmeli, aşırı kırmızı etten kaçınmalıyız. Kilo kontrolü sağlayıp fazla kilolardan kurtulmalıyız. Stresten, alkol ve sigaradan uzak durarak mutlaka egzersiz yapmalıyız. Uyku düzenimize dikkat edip bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz. Antioksidan içeren gıdalarla beslenmeliyiz. Aşırı tuzlu ve yağlı gıdalardan kaçınmalıyız. Hijyenik olmayan su ve gıdaları tüketmemeliyiz. Katkısız ve doğal gıdalar tüketmeliyiz. Hayatımızdaki gereksiz kimyasallardan kozmetik ürünlerden kaçınmalıyız. Hava kirliliğinden uzak bir çevrede yaşamaya çalışmalıyız” diye konuştu.

“ERKEN TANI VE TEDAVİYE ÖNEM VERMELİYİZ”

Tümörün yenilenme riski ilk üç yılda fazla olduğu için üç yıl boyunca düzenli kontroller yapılması gerekliliğini vurgulayan Dahiliye Uzmanı Baltacı, “Stresten uzak bir hayat sürmeye çalışmalıdır. Kişilere yakınların ve doktorun bu konuda desteği önemlidir. Sonuç olarak, erken tanı ve tedaviye önem vermeliyiz. Etkisiz ve bilimsel olmayan yöntemlere itibar etmemeliyiz. Hekime gitmekten korkmamalıyız. Periyodik kontrollerimizi mutlaka yaptırmalıyız. Kanser belirtisi olabilecek şikayetler konusunda hassas olmalıyız” ifadelerini kullandı.

Dr. Yalın: “İnme geçiren bir hastada ilk 10 günde ölüm sıklığı çok yüksektir”

Nöroloji Uzmanı Dr. Öner Yalın, inme hastalığının kalp krizi ve kanserden sonra ölüme sebebiyet veren üçüncü sırada hastalık olduğunu belirterek, “İnme, sakatlıklarda da birinci sırada sebebiyet veren hastalıklar arasındadır. Onun için hastalığın halk tarafından, kişiler tarafından, şahıslar tarafından tanınması, hastalığın ya da hastaların acil bir şekilde acil servislere, hastanelere yönlendirilmesi önemlidir. Çünkü felç geçiren bir hastada ilk 10 günde ölüm sıklığı çok yüksektir” dedi.
Konya Hospital Nöroloji Uzmanı Dr. Öner Yalın, Dünya İnme Haftası münasebetiyle inme hastalığı hakkında bilgi verdi. İnme hastalığının bir felç hadisesi olduğunu ifade eden Dr. Yalın, “Halkın bildiği felç eşittir inmedir. İnme önemli bir hadisedir. Halkımızın bilmesi gerekmektedir, halkımızın tanıması gerekmektedir. Çünkü inme, kalp krizi ve kanserden sonra üçüncü sırada ölüme sebebiyet veren hastalıktır. İnme, sakatlıklarda da birinci sırada sebebiyet veren hastalıklar arasındadır. Onun için hastalığın halk tarafından, kişiler tarafından, şahıslar tarafından tanınması, hastalığın ya da hastaların acil bir şekilde acil servislere, hastanelere yönlendirilmesi önemlidir. Çünkü felç geçiren bir hastada ilk 10 günde ölüm sıklığı çok yüksektir. Hızlı bir şekilde müdahale edilmesi, servise yatırılması ve tedavinin başlaması bizim için önemlidir” diye konuştu.

“Günde bir paket sigara kullanımı felç hastalığının riskini 6 kat arttırmaktadır”
Dr. Yalın, inmenin beyne giden damarların tıkanması ya da beyindeki damarların tıkanması ve beyni besleyen damarların kanamasından dolayı ortaya çıktığını söyledi. Felç hastalığına özellikle sigara kullanımının sebep olduğuna dikkat çeken Dr. Öner Yalın, “Peki bu damarlar niye tıkanıyor? Bu damarlar trombozi envoy sebeplerden dolayı tıkanıyor. Bunlara neler sebebiyet verebiliyor? Damarların içerisini bozan hipertansiyon en büyük felç, en büyük inme sebeplerinden bir tanesidir. Tansiyon damarların tıkanmasına sebebiyet verir, akabinde felç gelişir. Tansiyondan sonra ikinci sırada diyabet dediğimiz şeker hastalığı, yine kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı ki günde bir paket sigara kullanımı felç hastalığının riskini 6 kat arttırmaktadır. Şişmanlık, yatarak hayat, çalışmamak, spordan uzak yaşamak, doğum kontrol hapları kullanmak, bunların hepsi felce, damar tıkanıklığına sebebiyet verebilmektedir. Aynı zamanda yaş, genetik faktörler, ırk, bunlar da sebebiyet verebilmektedir. Yine damarın kendi hastalıkları, vaskükopat dediğimiz hastalıklarda damar tıkanıklığı yapıp inmeye sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca damarlarda kanamaya neden olan en büyük etken yine hipertansiyondur. Aynı zamanda travmalar, beyindeki küçük damar baloncukları da yine beyinde kanamaya sebebiyet verebilmektedir” şeklinde konuştu.

“İnme belirtileri görüldüğünde hemen 112 aranmalı”
Felç hastalığının klinik olarak nasıl tanınabileceği konusunda bilgiler veren Dr. Öner Yalın, “Tabii damarın tıkandığı, damarın kanadığı yer önemli. Oraya göre klinik değişebiliyor. Örneğin motor fonksiyonlarını besleyen damarlar tıkandığı veya kanadığı zaman bir tarafınızda felç olayı ya da kuvvet kaybı oluşabilir. Kolumuzda, bacağımızda, yine duyu kaybı oluşabilir. Bir tarafımızı hissetmeyebiliriz. Görme problemlerimiz oluşabilir, gördüğümüz insanları tanımıyor olabiliriz, renkleri ayırt edemiyor olabiliriz, konuşma bozuklukları oluşabilir. Örneğin konuşmak istiyor ama konuşamıyor olabiliriz. Anlama problemimiz olabilir, konuşabiliriz ama anlayamayabiliriz. Denge problemlerimiz olabilir. Parmaklarda konsantrasyon bozukluğu, yazma problemleri, bunlar oluşabilir. Çift görme problemlerimiz oluşabilir. Yine yürürken dengesizlik, baş dönmeleri, bulantı, kusmalar oluşabilir. Yüzde felç hadisesi oluşabilir. Yani klinik korelasyonumuz çok geniş. Damarın tıkandığı ya da damarın kanadığı bölgeye göre klinik değişebilir. Bu tarz bir hasta görüldüğünde hemen 112 aranmalı ve hastanın transferi mutlaka hastaneye, acil servislere yapılmalı” dedi.

“Hastalar günde mutlaka bir saat spor yapsınlar”
Hastalara tavsiyelerde de bulunan Dr. Önder Yalın, “Halkımıza, vatandaşlarımıza şunu söylüyorum; bir kere kendilerine baksınlar. Diyetlerine dikkat etsinler. Spor mutlaka yapsınlar. Bol bol ceviz, balık, protein beslenme, karbonhidrattan uzak beslenme, bunlara çok dikkat etsinler. Sigara kesinlikle yasak, sigarayı bıraksınlar. Alkolden mümkün olduğu kadar uzak dursunlar. Yatarak bir hayattan, televizyon karşısında oturmaktan vazgeçsinler. Günde mutlaka bir saat spor yapsınlar. Eğer tansiyonları varsa, şeker hastalıkları varsa ya da kolesterol yüksekliği varsa mutlaka bir uzmandan yardım alsınlar. Mutlaka bunları kontrol altına alsınlar” şeklinde konuştu.

Op. Dr. Ümit YAR yaptığı Operasyonla Hastayı Ağrılarından Kurtardı.

Op. Dr. Ümit YAR yaptığı Operasyonla Hastayı Ağrılarından Kurtardı.Üçüncü ameliyatından sonra ağrılarından kurtuldu
Konya’da 66 yaşındaki bir kadın bel fıtığı ağrılarından üçüncü ameliyatından sonra kurtulabildi.
Konya’da yaşayan 66 yaşındaki Şefike Işık, yaklaşık 14 sene önce bel fıtığı ağrıları yaşamaya başladı. O dönem bir ameliyat geçiren yaşlı kadının beline de platin takıldı. Daha sonra da yine bel fıtığı ameliyatı geçiren Şefike Işık’ın ağrıları ise bir türlü geçmedi. Ağrılarından tek başına yürüyemez hale gelen kadın, Özel Konya Hospitale başvurdu. Burada yapılan tetkiklerin ardından hastanın ameliyat olmasına kararı verildi. Işık, Konya Hospitalde geçirdiği ameliyat sonrasında yeniden kendi başına desteksiz yürüyebilecek hale geldi.
Ameliyatın ardından hiçbir ağrısının kalmadığını belirten Işık, Konya Hospitale teşekkür etti. Işık, “Bende diz kayması, bel fıtığı, kireçlenme vardı. 14 sene önce belime platin takılmıştı. Sonradan tekrar bel fıtığından ameliyat oldum. İki senedir ağrılarım geçmedi. Geldim kendimi Ümit hocama, Konya Hospitale teslim ettim. Belime 6 tane platin taktı, eski platinlerimi değiştirdi. Bel fıtıkları ve kireçlenmeleri de temizledi. Şükür, daha ameliyatımın üçüncü günü bütün şikayetlerim geçti. Çok şükür çok iyiyim. Allah razı olsun Ümit hocamdan” dedi.
Ameliyatı gerçekleştiren Konya Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ümit Yar ise ameliyat sonrasında hastanın kendi başına yürüyebilecek hale geldiğini söyleyerek, “Hasta kliniğimize başvurduğunda zaten tekerlekli sandalyeyle gelmişti, yürüyemiyordu kendi başına. Daha önce iki kez bel fıtığı ameliyatı geçirmiş. Ancak şikayetlerinin hala devam ettiğini söylüyordu. Yaptığımız fizik muayene ve çekilen filmlerde tekrarlayan bir bel fıtığı, ayrıca omuriliğinde kayma tespit ettik. Yatışını yaptık, gerekli tetkikler yapıldıktan sonra hastayı ameliyat ettik. Başarılı bir operasyondan sonra hasta sağlığına kavuştu. Tekrar desteksiz yürümeye başladı. Omuriliğe daha önce takılmış olan 6 tane vidasını çıkardık. Kayma olan bölgelere tekrar vidalar yerleştirildi. Ayriyeten omuriliğe baskı yapan fıtıkları da temizledik” şeklinde konuştu.
KAYNAK: İHA

Dr. Öner Yalın: “Uykusuzluk problemi ”

Öner Yalın, uykuya dalmakta zorluk çeken, uykuda geçirilen zamanın az olması ya da uykudan alınan keyfin anlaşılmadığı durumlarda kişilerin imsomnia hastası olabileceğini belirterek, bu tür şikayeti olanların mutlaka nöroloji doktorlarına başvurmaları gerektiğini söyledi.

Konya Hospital Öner Yalın, uykuya dalmakta zorluk çeken, uykuda geçirilen zamanın az olması ya da uykudan alınan keyfin anlaşılmadığı durumlarda kişilerin imsomnia olabileceğini belirterek, “Uykusuzluğun Latince adı imsomnia. Yani imsomnia demek uykusuzluk, uykuya dalmakta zorluk, uykuda geçirilen sürenin az olması ya da uykuda alınan keyfin anlaşılmadığı durum için kullanılan bir kelimedir. İmsomnia’da insanlar uyuma şansları olduğu halde ya az uyurlar ya da uykularından keyif alamazlar. Bu da hastaların gündüzleri bazı sorunlar yaşamasına sebebiyet verebilir. Geçerli uyku kişiden kişiye değişebilir. İlle de şu saatte uyuyacak diye bir şey yoktur. Kimisi için beş saat kimisi 7 saat kişinin ihtiyacını karşılayabilir. Zaten uyku ihtiyacı da insanlar yaşlandıkça daha da azalabilir” dedi.

“İmsomniası olan kişiler bazen hiç uyumamış, uyku hissetmemiş gibi duygu durumuna girebilir”

İmsomnia’nın belirtileri hakkında bilgi veren Dr. Yalın, “Uykuya dalmakta zorluk veya uykuyu devam ettirmekte zorluk, unutkanlık, gündüz uyku hali ve yorgunluk, konsantre bozukluğu, depresyon, anlık stres, sinirlilik, düşük motivasyon, enerji, işte artan hatalar, kazalar insomianın belirtileridir. Birçok kişide uykusuzluk hastanın iş hayatını, kişilerle olan ilişkilerini etkileyebilmektedir. İmsomniası olan kişiler bazen hiç uyumamış, uyku hissetmemiş gibi duygu durumuna girebilir. Uykuya dalarken uykusu yokmuş gibi gündüzleri ise hiç uyumamış gibi hissedebilir. Dolayısıyla hasta kendisini yorgun hissedebilir. İnsomnianın birçok nedeni vardır birçok türü de olmakla birlikte. Kısa süreli insomia denilen uykusuzluk türü yaklaşık 3 ay sürer ve stres ile alakalıdır. Işık, ısı, gürültü gibi çevresel faktörler buna sebebiyet verebilir. Yaşamda ki değişiklikler boşanma, sevgiliden ayrılma gibi nedenler olabilir. Hastalık, yaşanılan ameliyatların sonrasında ki ağrılar imsomniaya sebebiyet verebilir. Kullanılan kafeinli içecekler kahve gibi bazı ilaçlar gibi bunlar streoitler, astım ilaçları, kokain, esrar ve alkol insomiya yapabilir. Kısa süreli uykusuzluk gerekli stres faktörleri ortadan kalktığında kalkar. Bir de jet lag nedeniyle yaşanılan uykusuzluk problemi vardır. Diyelim Türkiye’den Amerika’ya uçuyorsunuz orada saat farkı var. Bu gibi durumlarda birkaç gün içerisinde insomnia oluşup sonrasında geçebilir. Yine gece vardiyasında çalışanlarda vardiya değişikliklerinde de insomnia ortaya çıkabilir” diye konuştu.

“Gündüz uyku ihtiyacı duymak da kişide uyku sorunu olduğu anlamına gelmeyebilir”

Dr. Öner Yalın, “Uzun süren uykusuzluk daha uzun süren bir uykusuzluk tipidir ve genellikle ruh sağlığı bozuklukları, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu gibi sebepler, parkinson, alzheimer hastalıkları, tiroid hastalıkları gibi hastalıklar uzun süreli insomniaya sebebiyet verebilir. Kısa süreli uykusuzluk genelde uyku ihtiyacı ve uyku yoksunluğu ile karıştırılır. Kısa süreli uyku sorunları birçok insanda yaygın olarak görülür. Bazı insanlar kısa süreli uykudan sonra bile rahatlıkla çalışabilir ve günlük aktivitelerini yerine getirebilir. Bunların uyku sorunları yoktur aslında. Gündüz uyku ihtiyacı duymak da kişide uyku sorunu olduğu anlamına gelmeyebilir. Uyku sorunu için gündüz çalışma hayatını, aktifliğini etkileyecek sorunların ortaya çıktığı uykusuzluk sorunlarından bahsetmek daha doğru olur. Kronik uykusuzlukta da 8 saat yatağın içerisinde kalsa dahi uyuyamadığı durumlarda tanımlanabilir. Bu tür durumlarda da gündüz uyku halinin devam etmesi normaldir. Uyku için yeteri kadar zaman ayrılmasına rağmen uyuyamamak ki bunların içerisinde hastalık, ağrı gibi durumlar kronik ifade etmelidir ki kronik uykusuzluk olarak tanımlanır” ifadelerini kullandı.

“İmsomniası olanların mutlaka bir nöroloji doktoruna gitmesinde fayda var”

İmsonmiası olan hastaların mutlaka nöroloji doktoruna gitmeleri gerektiğini belirten Dr. Öner Yalın, “Mutlaka bir nöroloji doktoruna gitmekte fayda olacak. Doktorunuzun size uyku durumunuz ile ilgili sorular sorabilir, bazı testler yapabilir. Bunun dışında psikolojik sorunlar fiziksel hastalıklar doktorunuzun bir araştırma yapması gerekebilir. Bazı laboratuvar testleri, uyku sorunu için polisomnografi yapılabilir. Polisomnografi göz hareketleri, oksijen satürasyonu, el ve bacak hareketleri, nefes akışı gibi şeylerin gece boyu takip edilmesidir. Hastayı bir gece misafir ederek bu kaydı yapıyoruz ve hastanın uyku problemini çözebiliyoruz. Teşhisi koyup tedaviyi ona göre yapabiliyoruz. Polisomnografi rutin uykusuzlukta gün içi uyku olmadıkça önerilmez. Tedavide mutlaka doktorla görüşerek başlatılması, buna göre muayene ve testin sonucunda doktorun vereceği ilaçlar vardır” ifadelerini kullandı.

Boyun Fıtığı Nedir?

Boyunda bulunan 7 adet omur ve omurgalar arasındaki disk denilen yapıların geriye ve yanlara doğru taşması sonucu ortaya çıkar.
Belirtileri:
Boyun ağrısı ve boyunda sertlik, boyun hareketlerinde kısıtlılık, fıtığın sinir köklerini etkilemesi durumunda omuz veya kollarda ağrı,kollarda-ellerde uyuşukluk,karıncalanma güç kaybı gibi şikayetler görülebilir.
Bilgi ve randevu için; 0332 350 3 777

Op. Dr. Yusuf Ziya Karaca: “Nakil Konusunda…

 

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Yusuf Ziya Karaca, Organ Bağışı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, yaklaşık 25 bin civarında hastanın nakil beklediğini belirterek, vatandaşların nakil konusunda kafalarında hiçbir şüphe duymamaları gerektiğini söyledi.

Konya Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Yusuf Ziya Karaca, toplumda organ bağışını bilinçlendirmek ve teşvik etmek amacıyla her sene 3-9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ Bağışı Haftası kapsamında organ bağışı konusunda bilgi verdi. Vatandaşların organ bağışı ile ilgili kafalarında en ufak bir soru işareti kalmaması gerektiğini savunan Op. Dr. Karaca, “Organ bağışı dediğimiz zaman öldükten sonra organlarımızın başka bir insanın kullanmasına izin vermemizdir. Mesela görmeyen bir insanın görmesini ya da hayatı boyunca diyalize bağlı yaşaması gereken, diyaliz makinesi başında ömrünü geçirmesi gereken bir insanın hayata dönmesini sağlamaktır. Ülkemizde de son yıllarda bu organ bağışına daha da önem verilmekte. Bununla ilgili dernekler, kurumlar faaliyetlerini sürdürmektedir. Peki kimler organlarını bağışlayabilir? Ülkemizdeki yasalara göre 18 yaşını doldurmuş tanıdığı iki kişinin sözel şahitliğinde ve bir hekimin onayı doğrultusunda bütün vatandaşlarımız organ bağışında bulunabilir. Bunun için en yakın sağlık merkezine gidip organ nakli ve bağış formunu doldurarak buna izin verebilir. Hangi dokular, hangi organlarımız bağışlanabilir? Bununla ilgili gözün kornea tabakası, karaciğer, böbrek, pankreas, kalp gibi birçok doku bağışlanabilir ve hayat kurtarıcı olabilir. Bu ülkemizin ekonomik yönden de tasarrufuna fayda sağlar aynı zamanda da bir insanın hayatını tam anlamıyla, tamamıyla değiştirmiş olabiliriz. İslami inançlarımıza göre de organ nakillerinin diyanetin verdiği fetvaya göre hiçbir sakıncasının bulunmadığı daha önceki yıllarda da belirtilmiştir. Vatandaşlarımızın da bununla ilgili kafalarında en ufak bir soru işareti kalmaması gerekir” dedi.

Op. Dr. Yusuf Ziya Karaca, 25 bin civarında nakil bekleyen hastanın olduğunu belirterek, “2017 yılında Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı yaklaşık 25 bin civarında. Bunların çoğunluğunu böbrek hastaları, yaklaşık 20 bin civarında böbrek nakli bekleyen insanlar oluşturuyor. Nakil konusunda, bağış konusunda insanların kafalarındaki tereddütleri artık bitirmesi gerekiyor. Bu toplumumuzun gelişimi için, insanların daha hayata bağlanabilmeleri açısından, sağlıktaki harcamalarımızı azaltmak açısından da katkıda bulunacakları organ bağışı konusunda az öncede belirttiğim gibi İslami olarak diyanetin verdiği fetvayı da okuyup gönül rahatlığıyla bağışta bulunabilirler. Her organ bir hayat kurtarır bunu düşünerek kendi yakınlarımızın başına gelebileceğini de düşünerek bağış konusunda vatandaşlarımızın daha duyarlı ve sayımızın artmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

Hastane olarak her zaman organ bağışına açık olduklarını kaydeden Dr. Karaca, “Vatandaşlarımız Konya Hospital’e başvurup formlarını doldurabilirler. Biz bu formları ilgili yerlere iletebiliriz. Bununla ilgili de 7 gün 24 saat hizmet veriyoruz” dedi.

25 yıllık yürüme güçlüğü protez ameliyatla sona erdi

Konya’da 25 yıldır yürüme güçlüğü çeken 60 yaşındaki kadın, protez ameliyatla sağlığına kavuştu.

7 yıl önce sağ dizinden ameliyat olan Aysel Akçay ağrıları sona ermeyip sol dizinde de rahatsızlık başladı. Konya Hospital’e başvuran ev hanımı Akçay, ağrılarından dolayı yerinden kalkamadığını, yürüyemediğini anlatarak, “Şikayetim 25 yıl önce başladı. En son yürüyememeye başladım. Bir doktorumun tavsiyesi üzerine buraya geldim ve ameliyat oldum. Ameliyat olmadan önce yürüyemiyordum. Evin içinden çıkamıyordum. Dışarıya, çarşıya, pazara çıkamıyordum. Zamanımı 4 duvar arasında geçiriyordum. Zorlandığım da eşimin koluna girerek yürümeye çalışıyordum. Ameliyat kararımı bu şekilde verdim. Yani son çare geldim, güvenerek geldim” dedi.

Eşinin ameliyat öncesi zorluklar çektiğini belirten Fuat Akçay (62), “Ben yalnız çarşıya, pazara gidiyordum. Eşim yoktu. Eşim ile gidip geldiğimde de eşim beş adım yürüyemiyordu. Onun için sıkıntılar oluyordu. Şimdi inanıyorum eşimle beraber çarşı, pazar gezebileceğiz” ifadelerini kullandı.

“Hastamız ameliyat sonrası yürümeye başladı”

Ortopedi ve Tramvatoloji Uzmanı Prof.Dr. Tunç Cevat Öğün, hastanın ameliyat sonucunda yürümeye başlayacağını kaydetti. Öğün, “60 yaşında olan hastamızın sol dizde ağrı, şişlik, merdiven inip çıkamama ve yürüyememe şikayetleri vardı. Şikayetlerinin uzun zaman devam edip hiçbir şekilde ilaç, fizik tedavi ve masaj ile geçmediğini söyleyerek bize başvurdu. Kendisine protez ameliyatı önerdik. Protez ameliyatı başarılı bir şekilde yapıldı. Şu an aktif olarak yürüyüp merdiven inip, çıkıp, oturup kalkabilen hastamız aktif hayatını devam ettirebilmektedir” dedi.