Tedavi edilmeyen yumurtalık kistleri çocuk sahibi olmayı geciktiriyor.

“Şeker hastalarının kalp hastası olduğu ancak muayenede ortaya çıkıyor”

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Katlandur, şeker hastalarının kalp krizlerini sessiz bir şekilde geçirebildiklerini ifade ederek, “Şeker hastalarının kalp hastası olduğu ancak muayenede ortaya çıkıyor” dedi.
Şeker hastalığının Türkiye’de sıklığı gittikçe artan bir hastalık olduğunu belirten Konya Hospital Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Katlandur, “Özellikle genç popülasyonda sıklığı giderek artıyor. Şeker hastalığını tanımlamak gerekirse, şeker hastalığı vücuttaki kan şekerinin düzenlenmesini sağlayan hormonun yeterli miktarda salgılanmaması gibi bir hastalık. İki türü var bir, insüline bağlı olan türü, bu daha çok çocuk yaşlarında ortaya çıkıyor. Bir diğer türü de daha çok ileri yaşlarda meydana geliyor. İleri yaşta meydana gelen türü daha sık gözüküyor ve toplumsal sağlığımızı tehdit etmeye devam ediyor. En sık ilişkili olduğu durum tabii ki ailesel yatkınlık. Özellikle ailesinde, anne, babasında ve kardeşinde diyabet olan kişilerde daha sık görüyoruz. Özellikle diyabetin obeziteyle yani şişmanlıkla çok ciddi bir şekilde alakası var ve diyabet sıklığı şişmanlıkta daha da artıyor. Maalesef son günlerde sıklığı giderek artan yapay tatlandırıcıların, özellikle koruma içeren gıdaların artışıyla da diyabetin arttığını görüyoruz” şeklinde konuştu.

“Şeker hastalığının en çok rahatsızlık verdiği organ kalp”
Şeker hastalığının en çok rahatsızlık verdiği organın kalp olduğunu söyleyen Uzman Dr. Katlandur, şekerin kalp damarlarının giderek hızlı bir şekilde tıkanmasına yol açtığını ifade etti. Genç yaşta kalp krizlerinin en önemli sebeplerinden bir tanesinin kalpteki damar tıkanıklığı olduğuna dikkat çeken Dr. Katlandur, “Tabi bunun yanında bir de ailesel yatkınlığı, sigarayı ve tansiyonu da koyduğumuz zaman riskin katlandığını görüyoruz. Bize düşen görev de şu; açıkçası birincisi tabii ki riskli olan popülasyonu, riskli olan kişilerin tespit edilmesi, erkenden tespit edilmesi. Bunun ileri dönemde oluşabilecek komplikasyonlara karşı sık bir şekilde kontrol edilerek hastaların tedavisinin yapılması ve özellikle kalp açısından yani diyabeti olan kişilerin en az yılda bir defa kontrole gelmeleri, bu kontrolün özellikle kalp damar sağlığı, böbrek sağlığı ve genel olarak göğüs sağlığı şeklinde yapılmasını öneriyoruz” dedi.
Şeker hastalığı tedavisinde ilaçların çok sık olarak kullanıldığını kaydeden Dr. Katlandur, bunun yanında beslenme düzeninin de çok büyük önem arz ettiğini dile getirdi. Özellikle hastaların glikojik indeksleri yüksek olan gıdaların tüketimini azaltmalarının gerektiğini vurgulayan Dr. Katlandur, “Özellikle, direkt vücuda çok yüksek miktarda şeker olarak giren un, undan üretilen ürünlerin ve pirincin azaltılması gerekiyor. Bunun yerine özellikle bakliyat ürünlerini öneriyoruz. Bunun yerine özellikle içlerinde folik asit barındıran sebzeleri öneriyoruz. Bunun yerine özellikle kepekli ya da şeker oranı azaltılmış olan unlu mamuller öneriyoruz. Mutlaka günlük mümkünse 5 kilometre yaklaşık 10 bin adım şeklinde tanımlıyoruz egzersizin yapılması, bu egzersizin yeterli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

“Şeker hastalarının kalp hastası olduğu ancak muayenede ortaya çıkıyor”
Şeker hastalarının bir kısmının göğüs ağrısı şikayeti duymadıklarını söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Hüseyin Katlandur, “Şeker hastaları maalesef kalp krizlerini sessiz bir şekilde geçirebiliyorlar. Peki buradan ne sonuç çıkaracağız? Şeker hastalarının kalp hastası olduğu ancak muayenede ortaya çıkıyor. Mesela şeker hastalığı olan bir kişi karnında bir bulantı gibi, sırtında böyle hafif bir ağrı gibi, kollarında uyuşma gibi, yürürken nefesinde bir daralma gibi şikayeti olursa mutlaka doktora gelsin. İlla dört dörtlük bir göğüs ağrısı olmuyor maalesef. Dört dörtlük göğüs ağrısı beklemiyoruz ve bu özellikle farkına varılmadığı zaman maalesef doku kaybına, kalpte doku kaybı da kalpte güç kaybına, kalpte güç kaybı da kalp yetersizliği gibi çok önemli toplumsal sağlık problemine yol açıyor. Maalesef kalp yetersizliği gelişen bir hastanın hem devletimize hem de topluma olan yükü çok ağır. Bunun tedavisi, bunun bakımı, bunun hayata tutunması gerçekten çok zor oluyor. Bu yüzden şeker hastası olan bireylerin özellikle efor kapasitelerinde, yürüme kapasitelerinde azalma, özellikle anormal şikayetler, özellikle karın bölgesinde ağrı, kollarda uyuşma, sırt bölgesinde ağrı, çenesinde hatta dişlerde uyuşma, bazı hastalarımız dişlerinde uyuşma şikayetiyle bize geliyorlar mesela. Bu tarz şikayetleri varsa mutlaka kardiyak muayene için doktora başvurmasını tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

İktidarsızlık problemine ağrısız, acısız ‘şok dalgası’ yöntemi..

Özel Konya Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. İskender Nesimioğlu, erkeklerde iktidarsızlık sorununun ‘şok dalgası’ yöntemiyle kolaylıkla ağrısız ve acısız bir şekilde çözülebileceğini söyledi. Konya Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. İskender Nesimioğlu, erkeklerde çok sık karşılaşılan iktidarsızlık probleminin ağrısız ve acısız yöntemlerle sorun olmaktan çıktığını ifade etti. Kaliteli bir cinsel birlikteliği sürdürebilmek için yeterli bir sertliğin sağlanamaması ya da sürdürülememesi olarak tanımlanan duruma halk arasında iktidarsızlık denildiğini belirten Op. Dr. Nesimioğlu, “Bu pratikte çok ciddi bir sorun olarak görülmemiş olsa bile gerçek yaşamda hem fiziksel hem sosyal hem de psikolojik olarak erkekte ve kadında birçok sorunlara yol açmaktadır, yol açtığı gözlemlenmektedir. Bu soruna sahip olan erkeklerde aynı zamanda eşleri de ve aile hayatları da çeşitli huzursuzluk ve sorunlarla karşı karşıya kalmakta, boşanmalara kadar giden sebeplere yol açmaktadır. Bu bakımdan konu aslında oldukça önemli bir konudur. Maalesef bizim toplumumuz erkeklerin utanma, çekinme ya da bunu değişik şekilde aktaramama gibi nedenlerle doktora başvurmakta zorlanmaktadırlar” şeklinde konuştu. “40 ile 70 yaş arasındaki her 2 kişiden bir tanesinde bu sorun ortaya çıkmaktadır” İktidarsızlık sorununun erkeklerde 40 ile 70 yaş arasında dünya ortalamasının yüzde 52 olduğunu dile getiren Op. Dr. İskender Nesimoğlu, “Bu yaş grubundaki yarıdan fazla erkekte her 2 kişiden bir tanesinde bu sorun ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun varlığı vardır. Biz bunu hafif, orta ve şiddetli olarak üç gruba ayırmaktayız. Peki bunları yapan sebepler nelerdir? Bunları yapan nedenlerin en başında damarsal problemlerin olduğu gözükmektedir. Damar sertliği, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, hipertansiyon bunlara sebep olmaktadır. Ayrıca hormonal bozukluklar, doğuştan gelen ya da sonradan oluşan anatomik bozukluklar, bazı şeker hastalığı gibi kronik hastalıklar, böbrek yetmezlikleri, psikolojik nedenler, depresyon bunların başlıcalarıdır. En sık olan karşılaştığımız durum ise, damar bozuklukları, damarsal nedenlere bağlı olarak meydana gelen iktidarsızlıklar karşımıza gelmektedir” ifadelerini kullandı. “Hasta ağrı ve acı duymamaktadır” Bu hastalığın çözümü için çeşitli tedavi yöntemlerinin olduğunu ifade eden Nesimioğlu, “Öncelikle bu hastalığa neden olan sebebi bulup buna yönelik tedavi yapmak ilk başlangıçtaki amaçtır. Bunun için de gelen hastalara öncelikle bu hastalığa sebep olan yani iktidarsızlığa sebep olan nedeni ortaya çıkartmak, ondan sonra bunun derecesini saptamak başlangıçta yapılması gereken işlemlerdir. Biz burada özellikle sebep olarak en çok karşılaştığımız damarsal nedenlere bağlı iktidarsızlıklarda yeni bir tedavi yönteminden söz etmek istiyoruz. Bu da şok dalgası. Bu son derece etkili, son derece sonuç alınan ve son derece uygulanabilirliği çok kolay olan bir tedavi yöntemidir. Hastanın hastaneye yatmasına gerek kalmamaktadır. Uygulanması gereken tür 6 seanstır. Her seans aşağı yukarı 10-15 dakika sürmekte, hiçbir komplikasyonu, hiçbir yan etkisi olmamaktadır. Hasta ağrı ve acı duymamaktadır. Hasta tedaviden sonra işine gidebilmektedir ve 6 seanstan sonra hasta da belirgin şekilde değişimler olmaya başlamaktadır. Bu tedavideki yöntem veya bu tedavinin sağladığı sonuç hasta da yeni damarların oluşmasını sağlamaktadır. Bundan dolayı da hastada bu tedavi yöntemi daha kalıcı, daha uzun süre etkisini gösterecek bir tedavi yöntemidir” diye konuştu.

İstirahat ederken bacaklarınız ağrıyorsa dikkat!

Konya Hospital Nöroloji Uzmanı Dr. Öner Yalın, son günlerde huzursuz bacak sendromu şikayetinin çokça yaşandığını belirterek, bu durumun şiddetli…

Konya Hospital Nöroloji Uzmanı Dr. Öner Yalın, son günlerde huzursuz bacak sendromu şikayetinin çokça yaşandığını belirterek, bu durumun şiddetli bacak ağrılarına neden olduğunu söyledi.
Huzursuz bacak sendromunun özellikle geceleri rahatsız ettiğini belirten Dr. Öner Yalın, “Uyku ya da istirahat esnasında bacaklarda hissedilen rahatsızlık, huzursuzluk, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma, karıncalanma, bazen de tam olarak tanımlanamayan bir histir. Bu his kişiyi özellikle geceleri rahatsız eder. Ağrının tarifinde de çeşitlilik olur ve kişi ‘bacaklarım kıpraşıyor, gıdıklanıyor, yanıyor, karıncalar geziyor’ gibi cümlelerle yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya çalışır. Bulguların sıklıkla akşam ve gece saatlerinde ortaya çıkması, bu hastalarda ciddi uyku bozukluklarına neden olmaktadır. Ayrıca huzursuz bacak sendromu olan hastaların yüzde 80’ine yakın bir bölümünde uyku sırasında belirli aralıklarla bacaklarda ortaya çıkan ve Periyodik Bacak Hareketleri (PBH) adını verdiğimiz istemsiz hareketler vardır. Bunlar da uykuyu etkileyen bir başka nedendir” dedi.

“Hastalık tanısı için özel bir test yok”
Huzursuz bacak sendromu tanısı konulması için bu hastalığa özel herhangi bir test bulunmadığını belirten Dr. Yalın, “Huzursuz bacak sendromunda şu kriterlerin dikkatle sorgulanması gereklidir. Bulguların oturma ve yatma gibi istirahat durumlarında ortaya çıkması, bacaklarda anormal duyularla birlikte şiddetli hareket ettirme isteği olması, bulguların, genellikle akşam saatlerinde ya da gece artması gibi belirli bir özelliği olması, hareket ettirmekle bulguların tamamen ya da kısmen düzelmesi, bu asıl tanı koydurucu özellikler dışında hastaların bazı kan tetkikleri ve polisomnografik (tüm gece uyku çalışması) incelemeleri ayrıcı tanı için yapılmaktadır” diye konuştu.
Dr. Yalın, huzursuz bacak sendromuna neden olabilecek hastalıkları ise şöyle sıraladı:
“İleri evre böbrek yetmezliği, demir eksikliği, parkinson hastalığı, şeker hastalığı, romatoid artrit, sinirlerin değişik nedenlerle etkilenmesi, hamilelik, ayrıca kafein, alkol ve sigaranın yine huzursuz bacak sendromu bulgularını arttırabileceği unutulmamalıdır. Tedavi yöntemlerinde ise altta yatan bir neden varsa öncelikle onun tedavisi gerekmektedir. Sebebi belirsiz olan durumlarda ilaç tedavisi verilebilir. Huzursuz bacak sendromu olan kişinin bacaklarını hareket ettirmesi, sıcak sargı ile sarılması, yataktan kalkıp dolaşması ya da masajla kısa süreli de olsa bir rahatlama sağladığı ancak bu yöntemlerin sorunu geçici olarak giderdiği bilinmektedir.”

Op. Dr. Yusuf Ziya Karaca: “Omuz ağrısı sıklıkla görülen üçüncü problem”

Konya Hospital Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Yusuf Ziya Karaca, omuz ağrısının bel ve boyundan sonra üçüncü sırada olduğunu söyledi.

Omuz ağrıları hakkında bilgi veren Op. Dr. Yusuf Ziya Karaca, “Omuz ağrısı; bel ve boyun ağrılarından sonra üçüncü sıklıkta görülen problemdir. Özellikle ağır işlerde, tarla ve bahçe işleri gibi kolunu kullanarak çalışan kişilerde doktora başvurma nedenleri arasında ilk sıralarda yer alır. Omuz eklemi insanın en hareketli ve karmaşık eklemidir. Omuz eklemini köprücük, kürek ve kol kemiği ile bu kemikleri saran sağlam bir yumuşak doku oluşturmaktadır. Bu yumuşak dokular kapsül, bağ, lif, bursa ve kaslardan oluşmaktadır” dedi.

Tendon yırtıklarının günümüzde sıklıkla karşılaşılan omuz hastalıklarından biri olduğunu söyleyen Op. Dr. Karaca, “Omuz eklemine kapsül denilen kılıf çevreler kapsülde yapışıklık yapan durumlarda donuk omuz hastalığı görülür. Kapsülün üzerinde ligaman denilen kemikleri birbirine bağlayan bağlar vardır. Aşırı zorlanma veya gevşeklik sonucu omuzda yarı çıkık ya da çıkıklar görülebilir. Bağların üzerinde de kolumuzu hareket ettiren kasların lifleri bulunur. Kasların kemiğe tutunmasını sağlayan kirişler omzun döndürücü manşeti olarak bilinir ve bu 4 önemli tendonun yırtıkları günümüzde sıklıkla karşılaştığımız önemli omuz hastalıklarındandır. Omuz ağrılarının en sık sebebi omuz tendonlarının sıkışması ile ortaya çıkan sıkışma sendromu diye tanımlanan patolojidir. Donuk omuz, liflere kireç birikimi ile oluşan tendinitler, omuz gevşekliği ya da yarı çıkıkları ve miyofasyal ağrı sendromu diğer omuz ağrısı yapan patolojilerdendir. Daha az karşılaşılan omuz dışı sebepler olarak boyun fıtıkları, romatizmal hastalıklar, akciğer üst bölgesi kanserleri, safra kesesi hastalıkları gibi rahatsızlıkları sayabiliriz” diye konuştu.

“Gerekli tedavi yapılmaz ve önlemler alınmazsa cerrahi tedavi gerekebilir”

Fizik tedavinin önemine vurgu yapan Op. Dr. Karaca, “Omuz eklemi yük taşıyan eklem olmadığı için kireçlenme diz eklemi kadar fazla görülmez. Eklem kıkırdağının aşınması ile oluşan bu hastalıkta fizik tedavi uygulamaları önemlidir. Hastalığın ileri evrelerinde protez uygulanabilir. Sıkışma sendromu kolumuzu kaldırmamızı sağlayan kasların tendonlarının ve bu bölgedeki bursanın (kesenin) omuzu oluşturan kemikle arasında sıkışması sonucunda görülür. Elini yukarıda kullanan işlerde, ev kadınlarında, voleybol gibi spor yapanlarda sık görülür. Bu problem omzu kötü veya aşırı kullanma hastalığıdır. Gerekli tedavi yapılmaz ve önlemler alınmazsa tendonların tamamen yırtılması ile sonuçlanabilir ve cerrahi tedavi gerekebilir. Tedavisinde kolun istirahate alınması, zorlayıcı hareketlerden kaçınılması en önemli konudur. Buz tedavisi ve ilaç tedavisi uygulanabilir. Kortizon enjeksiyonları faydalı olabilir. Ağrı kontrol altına alındığında fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları önem arz eder. 6 aylık tedavi programına rağmen sonuç alınamayan hastalarda cerrahi girişim söz konusudur” şeklinde konuştu.

Op. Dr. Onur Cumbul: “Hemoroit Diye Geçiştirdiğiniz Hastalığınız Kanser Çıkabilir”

KONYA – Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Onur Cumbul, hemoroit diye rahatsızlığını geçiştirip ileri dönemde kendilerine gelen hastalarda kanserle karşılaşabildiklerini, bu tür rahatsızlıkların ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.
Konya Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Onur Cumbul, makat bölgesi hastalıklarının gruplara ayrıldığını, çeşitli tedavi yöntemleri olduğunu, en popüler tedavinin dikişsiz ve kanamasız lazer yöntemi olduğunu kaydetti. Op. Dr. Cumbul, “İç hemoroitler derecesine, sınıfına göre dörde ayrılmaktadır. Birinci ve ikinci derece hemoroitlerde ilaç tedavisi ve günlük diyet egzersizleri uygulamaktayız. Bu hastaların mutlaka kabız kalmaması gerekmekte. Onun haricinde biz bu hastaları sıcak oturma banyoları öneririz ve ciddi anlamda fayda görmektedirler. Üç ve dördüncü derece hemoroitlerde tedavi yöntemimiz tamamen değişmektedir. Bu hastalarda ameliyat uygulanmaktadır. Klasik cerrahi ameliyat yöntemleri uygulanabildiği gibi günümüzde popüler olan ve hastanemizde de uyguladığımız lazer ameliyatlar uygulanabilmektedir. Lazer yönteminin avantajı hem ağrı yönünden hasta daha az ağrı hisseder hem de dikişsiz ve kanamasız bir yöntemdir. Lazerle o bölgedeki toplardamarı yakıyoruz” dedi.
“Makat bölgesi rahatsızlığını geçiştirmeyin”
‘Hemoroidim var’ diyerek muayeneye gelen hastaların çoğunda, makat bölgesinde çatlak ya da yırtık ile karşılaştıklarını ifade eden Op. Dr. Onur Cumbul, bu tür rahatsızlıkları olanların ihmal etmeden doktora başvurmasını önerdi. Dr. Cumbul şöyle konuştu: “İyi yapılan bir muayene ile hastada fissür dediğimiz çatlak, yırtık tanısı konulmaktadır. Bu fissürün tedavisinde erken evrede ilaç tedavisi uygulanırken, ilerleyen safhalarda mutlaka ameliyat etmemiz gerekiyor. Ameliyat harici farklı yöntem olarak botoks uygulaması günümüzde popüler hale gelmiştir. Bu hastalarda mutlaka kabız kalmamaları ve sıcak oturma banyosu önerimiz onlarda da mevcuttur. Makat bölgesindeki şikayetler ihmal edilmemesi gereken hastalıklardır. Rahatsızlığını hemoroit diye geçiştirilip ileri dönemlerde bize müracaat eden bazı hastalarda kanserle karşılaşabiliyoruz.

Op. Dr. Mehmet Şentürk: “Horlama daha büyük hastalık grubunun habercisi olabilir”

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Şentürk, horlama sorununun ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, horlamanın büyük hastalık grubunun habercisi olabileceğini belirtti.
Konya Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Şentürk, horlanma sorununun ihmal edildiğini belirterek, “Günümüzde horlamaya çok fazla rastlanmakla beraber, ihmal edildiği de olmakta. Horlamanın sebeplerine baktığımızda bunu ilgilendiren kısımlar noktasında bir mekanik kısımlardan bahsedilebilir, bir de diğer hastalıklardan bahsedilebilir. Mekanik tıkanıklıklardan en fazla kemik eğriliği dediğimiz burun etlerinin iriliği dediğimiz durum. Geniz eti, bademcik büyüklüğü, damak sarkıklığı, küçük dil büyüklüğü, dilin ve dil kökünün aşırı büyük olması, çene yapısının arkaya doğru basık olması gibi durumlar mekanik bakımdan horlama sebebi olabilir. Diğer taraftan tümörleri de sayabiliriz bu hususta” dedi.

“Horlama daha büyük hastalık grubunun habercisi olabilir”
Op. Dr. Mehmet Şentürk, toplumda yaklaşık yüzde 3 oranında uyku apnesi olduğunu belirterek, “Horlama daha büyük hastalık grubunun habercisi olabilir. Eğer uykuda tanıklı dediğimiz yani yakınlarımızın da nefesimizin kesildiğini görüyorlarsa, gündüz uyuklamanız varsa ve horlamamız varsa bu duruma uyku apnesi diyoruz. Tıkayıcı uyku apnesi toplumda yaklaşık yüzde 3 oranında görülmekte ve kalp krizlerinin de neredeyse yüzde 30 ile 70 arasında bir oranı teşkil etmekte. Dolayısıyla kalp problemi olan hastalarımızın da horlama ve uyku apnesi yönünden incelenmesinde fayda görmekteyiz. Uyku apnesinin de sebepleri horlama sebeplerine benzer şekildedir. Fakat diğer hastalıklarla çok beraber olabilir. Örneğin metabolik hastalıklar; şeker hastalığı, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, tiroit hastalıkları özellikle hipotiroidi, dilde ve ağızda ödem etkisi sebep olabilir. Diğer taraftan sinirsel tipteki hastalıklarda nefes alışın ritmini bozarak uyku apnesine sebep olabilir” ifadelerini kullandı.

“Uyku apnesi olanlar 3 kat daha fazla trafik kazası yaparlar”
Apne hipopne indeksinin 5’in üzerinde olmasının tanı koyucu olduğunu belirten Op. Dr. Şentürk, “Apne hipopne indeksi dediğimiz bir indeksimiz var. Bu indeks saatte kaç defa nefesimizin durduğunu belirten bir indeks. Apne hipopne indeksi dediğimiz indeksin 5’in üzerinde olması uyku apnesi açısından tanı koydurucu nitelikte olmakta. Uyku apnesinin en kesin teşhisi gecelik uyku testi yapılmaktadır. Bu tetkikte meselenin kulak, burun, boğaz, göğüs hastalıkları ya da nöroloji ile ilgili olup olmadığı açığa çıkmaktadır. Uyku apnesinin insan hayatında çok önemli yan tesirleri mevcuttur. Özellikle gündüz uyuklaması, trafik kazaları gibi. Trafik kazaları, normale göre uyku apneleri 3 kat daha fazla yaparlar. Kalp krizi, kalp yetmezliği, akciğer yetmezliği gibi problemlere 3 ile 5 kat daha fazla yakalanma durumları mevcuttur. Dolayısıyla uyku apnesi ve horlama şikayeti ve teşhisi konan hastaların ivedilikle kulak, burun, boğaz, göğüs ve nöroloji kliniklerinden ilgili uzmanlarca beraber değerlendirilip teşhisleri ve tedavilerinin bir an önce yapılmasında fayda görüyoruz” şeklinde konuştu.

Kış aylarında çocuklarda bronşite dikkat!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasibe Uyğun Küçükapan, kış aylarında çocuk polikliniklerine en sık başvuru sebeplerinden birinin ‘Bronşit’ olarak bilinen Akut Bronşioliti hastalığı olduğunu belirterek, hastalığa yakalanmamak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

Uzman Doktor Hasibe Uyğun Küçükapan, hastalığın virüslerin sebep olduğu akciğer bronşçuklarının iltihabı ile ortaya çıktığını, özellikle 2 yaş altı çocukları, sıklıkla da 3 – 6 ay arası bebekleri etkilediğini kaydetti.
Hastalığın tedavisi için hava yollarının genişletilmesi ve bol oksijen alınması gerektiğini dile getiren Uzman Doktor Hasibe Uyğun Küçükapan, “Damlacık yoluyla bulaşır, erişkin ve çocuklardan yakın temas ve aynı ortamda bulunmakla bulaşır. Sıklıkla okula giden bir kardeş bulaştırıcılığa aracılık eder. Bu yüzden salgın dönemlerinde kalabalık ve kapalı ortamlarda bulunmamalı, hasta bireylerle görüşülmemelidir ve el yıkamaya çok dikkat edilmelidir. Bronşiolit’te başlangıçta soğuk algınlığı bulguları burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hafif öksürük ve hafif ateş varken öksürük şiddeti giderek artar ve hırıltılı solunum başlar. Bu sıklıkla aileleri telaşlandıran bir durumdur. Oysa Akut Bronşiolit çok kez hafif ve orta seyirlidir ve evde tedavi edilebilir” dedi.

Omurilik darlığına dikkat

Konya Hospital Ortopedi ve Tramvatoloji Uzmanı Op.Dr. Ümit Yar, omurilik darlığı olanlarda hastalığın 10 dakikalık yürümeden sonra ortaya çıkabileceğini söyledi.
Konya Hospital Ortopedi ve Tramvatoloji Uzmanı Op.Dr. Ümit Yar, omurilik kanal darlığı diye bilinen ‘Spinal stenoz’ hastalığının omuriliğin içinden geçtiği kanalın omurgaların birbirine bağlayan bağların ve buradaki eklemlerin kireçlenmesine ve daralmasına bağlı bacağa giden sinirlerin sıkışması sonucu bel ve bacak ağrıları şikayetleriyle ortaya çıktığını söyledi. Op. Dr. Ümit Yar, “Burada hastalar daha çok yürüme ile ortaya çıkan bacak ağrısı uyuşma ve kramplardan şikayet ederler. Hastalarda bu 10 dakikalık yürüme sonrasında da ortaya çıkabilir. Kimi hastalarda kanal darlığı seviyesi azsa bazen yarım saat bir saate uzayabilir bu süre. Klasik olarak dinlenme ile geçen bir ağrı vardır. Oturmayla, aktiviteyle hastanın şikayetleri artabilir. Tedavide başlangıçta ilaç tedavisi ve fizik tedaviyi öneriyoruz hastalarımıza. Bundan fayda görmeyen hastalara belden yapılan iğne tedavileri bulunmaktadır. Bunların hiç birinden fayda görmüyorsa hasta bir ileri aşama olan cerrahi seçenek düşünülmeli. Cerrahi olarak ne yapılıyor? Daralmış olan omurilik kanalı, kanalın arka tarafındaki kemikler ameliyatla çıkartılıyor. Böylece omurilik rahatlamış oluyor. Hastada yine bir bel fıtığı varsa o da aynı seansla temizleniyor. Bu yapılan işlem sonrası omurgada instabile dediğimiz bir stabilize bozukluğu oluşacağı için hastalara enstrümantasyon dediğimiz halk arasında vida konulması denilen durum gerçekleştirilmekte. Buda hastalığın ilerde tekrarlanma riskini düşürmektedir” dedi.

İyi beslenen çocuk okulda daha başarılı oluyor..

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğba Baldede, düzenli beslenen çocukların okulda daha başarılı olduğunu söyledi.
Konya Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğba Baldede, okul çağındaki çocukların beslenme alışkanlıkları konusunda velilere büyük pay düştüğünü söyledi. Çocukların okulların açıldığı dönemde yetişkinlikteki beslenme alışkanlıklarının temelini attıklarını belirterek, iyi beslenmenin çocuklara okul başarısı konusunda da faydalı olacağını dile getirdi. Baldede, “Okul çağında çocukların beslenme alışkanlıkları yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor. O yüzden önemli bir dönem. Sorumluluklar artıyor ve çocuklar artık sosyal ortamlarda yemek yemeye başlıyorlar ve en önemlisi de yetişkinlikteki beslenme alışkanlıklarının temellerini atmış oluyorlar. O yüzden biz bu dönemi ayriyeten çok önemsiyoruz. Çocuklar için büyüme çağı 1012 yaş aralıkları. Kızlarda bu 1014, erkeklerde 1216 olarak değişiyor. O yüzden bu çağı verimli olarak geçirmeye çalışıyoruz. İyi beslenmedeki amacımız büyüme ve gelişmeyi doğru bir şekilde sağlamak. Onun dışında yeterli besin ögelerini, çeşitli besinlerden tükettirerek almalarını sağlamak ve okulda başarısını arttırmak oluyor. O yüzden çocuklarımızda beslenmenin önemi çok çok daha fazla” diye konuştu.

“En önemli öğün kahvaltı”
Bu dönemde çocuklar için en önemli öğünün kahvaltı olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğba Baldede, çocukların abur cubur tarzı gıdaları tüketmemeleri gerektiğinin altını çizdi. Kahvaltı alışkanlığının çocuklara kazandırılması için en büyük payın velilere düştüğünü ifade eden Baldede, “Okul çağında beslenmede en önemli öğün kahvaltı oluyor. Kahvaltı öğününün yerleşmesinde de velilere büyük pay düşüyor. O yüzden velilerin bu dönemde kahvaltılara ayriyeten çok dikkat etmeleri, kendilerinin de yapmaları çok önemli. Kahvaltı yapmadıklarında çocuklarımız okula gittiklerinde ister istemez abur cubur tarzı kantinlerinde buldukları hızlı tüketebilecekleri şeylerle besleniyorlar ya da uzun süre aç kalıyorlar. Birçok çocuk danışanım da istememe, mide bulantısı, ‘canım istemiyor’ gibi bahaneler geliyor. Ancak bu tamamen alışkanlıktan ibaret. Yavaş yavaş alıştırdıktan sonra kendileri isteyeceklerdir. O yüzden onlara bu konuda yardımcı olmaları, zorlamadan ikna etmeleri, mantıklı bir şekilde konuştukları zaman zaten çocuklar anlayacaklardır. Kahvaltı öğününün de verimli olması gerekiyor. Tabağımızda birçok renkten ve birçok gruptan besin bulunması gerekiyor. Kahvaltıda alternatif olarak yanlarında da götürebilirler. Örneğin, bir sebzeli tost, bir peynirli sandviç onlar için kolay olacaktır. Yanında ona eşlik edecek bir meyve suyu, ayran da yine iyi bir öğün olarak sayılabilir. Ancak meyve suyunda önemli olan herhangi bir meyve suyu değil yüzde 100 meyve suyu olmalarına dikkat edin yoksa onun da herhangi bir abur cuburdan farkı kalmayabiliyor” şeklinde konuştu.